Termik Santrallerin Çevreye İnsan Sağlığına Zararları Kötü Etkileri

Termik santralin çevreye verdiği zararlar nelerdir?
TERMİK SANTRALLARIN ÇEVRESEL ETKİLERİ
Kömürle çalışan termik santralların etrafsal tesirleri ve önleme olanakları

Türkiye’nin haiz olduğu en bolca fosil sebepli yakacak, düşük-nitelikli ve yüksek derecede kirlenmeye neden olan linyittir ve en bolca bulunduğundan devlet enerji imalatının belkemiğidir. Ancak bu cins kömürün kullanması devasa yükseklikte oranlarda kükürt dioksit (SO2), azot oksitler (NOx), karbonmonoksit (CO), Ozon (O3), hidrokarbonlar, partiküler nesne (PM) ve kül oluşturmaktadır. Bu atıklar, etraf sıhhatine fazlaca muhtelif biçimlerde tesir eder. Bu negatif tesirleri şöyle sıralayabiliriz:

Baca gazları ve atıklarının tesirleri

Eğer rastgele bir filtre kullanılmazsa 100 megawatt kuvvetinde kömürle çalışan bir termik santralın kirletici tesirleri alttaki tabloda anlaşılmaktadır.

Kükürt dioksit (SO2)

45,000 ton/sene

Azot oksitler (NOx)

26,000 ton/sene

Karbonmonoksit (CO)

750 ton/sene

Katı partiküller (PM)

32,500 ton/sene

Hidrokarbonlar

250 ton/sene

Kül

5,660 ton/sene

Kaynak: Türkiye Çevre Sorunları Vakfı

SO2 ve NOx gazları asit yağmurlarının oluşumundan birinci derecede sorumludurlar. Bacalardan atılan kükürt ve azot oksitler, hakim rüzgarlarla yaklaşık 2 - 7 gün içinde atmosfere taşınırlar. Bu süre zamanı içerisinde bu kirleticiler, atmosferdeki su partikülleri ve öteki elementlerle reaksiyona girerek sülfürik asit ve nitrik asiti meydana getirirler. Bunlar da evrene yağmur ve kar ile varır. Böylece baca gazları ikinci kere ve daha fazla geniş bir kesime tesir etmiş olurlar. Bölgenin arazi özelliği ve ambiyans şartlarına alakalı olarak, tesir bir çok kilometreye değin yayılabilmektedir. Asit yağmuru söylenilen bu olgu sadece yaşayan varlıklar için değil, taş eserler ve antik sanat yapıtları için de mühim bir vehamet oluşturmaktadırlar.

Asit yağmurları, yaprakların stomalarına girerek yaprağın su istikrarını elde eden stoplazmanın asitleşmesine niçin olurlar. Bunun sonunda akışkan kaybeden yaprak, yakın zamanda can verir. Bu halde ağacın rahatsızlıklara dirençliliği azaldığından zararı olan haşerelerin istilasına uğrar ve ölümü süratlenir. Ayrıca gitgide kilo verenler ve yaprak kaybeden ağacın tepe çatıları seyrekleşerek rüzgar perdesi sorumluluklarını yapması imkansız ve ağaç rüzgardan devrilebilir. Asit yağmurunun toprağa düşmesi kararı toprağın asiditesi çoğalır ve bu dirayetli asidik çözeltiler topraktaki Ca++ , Mg+ , K+ benzer biçimde minerallerin yitirilmesine yol açar. Bu mineraller ağaçların genişlemesi ve kendilerini yenilemeleri için hayati öneme muktedirdirler. Toprakta PH %5’ in dibine düşerse toprak sıvısı içerisinde alüminyum ve ağır metallerin konsantrasyonu çoğalır. Kurak mevsimlerde topraktaki nemin azalması kararı bu nesneler adamakıllı yoğunlaşır ve nebat kökleri için öldürücü tesir gösterirler. Ayrıca kloroplastlarda biriken SO2 yaprağın fotosentez yapmasını önüne geçer ve bu yolla da ağaca tahribat cevaplar. Tüm bunların sonunda ağaçların yeşil sürgünleri gelişmeyip kurumakta, yaprakları dökülmekte, çiçek ve meyve vermemektedir.

Asit yağmurları ve öteki zararı dokunan gaz ve küllerin verdiği ekonomik sakıncaları şöyleki sıralayabiliriz:

1. Ağaçların hemen hemen gelişmeden kesilmesinden doğmuş tahribat.

2. Arazi gelirlerinden mahrum kalmaktan dünyaya gelen tahribat: Bu tahribat orman ölümü ile üretimden uzaklaşan arazinin tahribat boyunca sağlayabileceği gelirden doğar.

3. Toprak savunma önlemlerinden dünyaya gelen tahribat: Orman diyeti içerisine giren ve ama muhtelif sebeplerle yıpranmaya uğrayan toprakların savunması ve özelliklerinin tedavi edilmesi için meydana getirilen harcamalardır.

4. Ek orman haline getirme giderlerinden dünyaya gelen tahribat: Zarara uğrayan çevrede gaz tesirinin geçmesi ile yine ağaççılık imalatına geçilmesi için lüzumlu olan orman haline getirme giderleridir.

5. Ormanların azalması ve toprağın çoraklaşması kararı meydana gelen aşınma büyük oranlarda toprak yitirilmesine yol açar.

6. İnsan sıhhati bakımından dünyaya gelen zararlar: Ormanlar ambiyans kirliliği için ara ara tabip ara ara de rahatsız durumundadırlar. Olgun iri yapraklı 100 yaşındaki bir kayın ağacı saatte ortalama olarak 1.7 kilogram oksijen üretmekte, 2.35 kilogram CO2 tüketmektedir. Ayrıca aynı kayın ağacı senede 1 ton tozu süzmekte, baca gazları, parazit ve virüsleri bağlamaktadır. Bu nedenle orman havası havadaki partiküllerin, bilhassa solunumla akciğere giden tozların adedi tarafınca şehir havasına bakılırsa %90 - 99 miktarında daha fazla temizdir. Bu halde termik santralların etkileriyle meydana gelen orman ölümlerinin adem evladı sıhhatini ne aşama negatif etkilediğini anlamak oldukça zor değildir.

7. Bacadan atılan gazların tesiriyle evcil mahlukların randımanı kısalır, abanoz ve sulardaki yaban hayvanlarının sayısında azalma olur.

Termik santral küllerinin toplandığı platformda (kül depolarında) meydana gelen Radon gazı (Ra222) havaya gelmektedir. Bu küllerin üstü toprakla örtülse bile toprağın hücrelerinden hafta Ra222 havaya karışır. Ra222 3.8 günlük bir müddet içerisinde Polonyum’a (Po210) ve etken kurşuna (Pb210) dönüşebilmektedir. Bu nedenle kül yığınları etrafa radyoaktivite yayar. Bacadan atılan nesnelerin içerisinde kim bilir en ehemmiyetlisi, linyitte yer alan ve yanma ile açığa çıkarak çevreye yayılan uranyumdur. Küllerdeki uranyum da ayrı bir mesele meydana getirmektedir.

Atık sular ve tesirleri

Termik santrallar soğutma, buğu alma ve ağartma benzer biçimde muhtelif amaçlarla su azaltmakta ve bütün bu uygulamalar nihayetinde tonlarca atık su oluşturmaktadırlar (Su arıtma tesisi atık suları, su - buğu çevriminden meydana gelen kirli sular, curuf teknesi taşıntı suları, luvo yıkama ve ağartma suları, yağlı sular, hanesel kirli sular ve yağmur suları, kömür yığın alanı drenajları). Bu seviye ve özellikteki atıkların ne miktarda işlemden geçirilirse geçirilsin, etraf kirliliğine yol açması kaçınılmazdır. Çünkü netice olarak bu sular ya toprağa ve yeraltı sularına veya bir halde denize ulaşacaktır.

Önleme Olanakları

· Desülfürizasyon birimi (Flue Gas Desulfurization - FSD) SO2 gazının % 95’ini tutabilmektedir. Ancak FSD üniteleri bir tek kükürtü tutmaktadır. Çevreye zararlı öteki fonksiyonlar bu sistemden etkilenmezler. Bu birim baca gazındaki SO2’i bazik mizaçlı nesneler çözeltisi içerisinden geçirerek sert materyallere dönüştürür. Oluşan bu kükürtlü bileşiklerin bir bölümü kimya veya gübre sektöründe kullanılabilse de, tekrar de ortaya mühim bir sert atık problemi çıkmaktadır. http://bilgiozetim.com Düşünülen farklı olarak bir metot, SO2’i muhtelif kimyevi işlemlerle alçı taşına dönüştürmek ve bu taşlardan briket üretiminde faydalanmaktır. Ancak alçı taşı kanserojen bir nesne olup hususi metotlarla muhafaza edilmesi icap eder. Diğer bir düşündürücü mevzu, desülfürizasyon biriminin maliyetidir. Örneğin 1991’de Çevre Bakanlığı Kemerköy Termik Santralı’nın 1,182 trilyona malolacağını hesaplamış, aynı kaynak desülfürizasyon biriminin 1,070 trilyon liraya yapılabileceğini ileri süre gelmiştir.

· Bacadan yayılan öteki nesneler, uçucu küllerdir (partiküler nesne - PM). Bu küller ve filtrelerde biriken tozların meydana getirdiği yığınlar, termik santralların oluşturduğu en mühim problemlerden bir tanesidir. Toz ve kül tutmaya fayda sağlayan elektrostatik filtreler % 95 - 99 miktarında işe yarasa da, bir termik santralın en çok bozulan üniteleri elektrostatik filtreler olduğu için ve arıza boyunca üretimin durdurulup durdurulmayacağı gayri muayyen olduğu için bu ünitelerin işlevseliği kuşkuludur.

Bu 2 metot bir tek SO2 ve PM’nin oluşturduğu kirliliği engellemeye yöneliktir ve kömürle çalışan termik santralların öteki atıklarını (NOx, CO, O3 şeklinde) filtre etmez.

2.b Yatağan Termik Santralı

Yatağan Termik Santralı 3 x 210 MW kuvvetinde olup, birinci ünitesi 1982, ikinci ünitesi 1983 ve üçüncü ünitesi 1984 senesinde çalıştırılmaya başlanmıştır. Bacaların yüksekliği 120’şer metredir. Kullanılan kömürün içerisinde yaklaşık %4 miktarında toplam kükürt mevcuttur. Yanabilen kükürtün payı ise %2.7’dir. Üç birimin toplam kömür kullanımı 6.5 milyon ton/sene olup, günlük kullanım ortalama 18,000 tondur. İşletilmeye başlanmasından bu yana 16 sene geçmiş olmasına karşın desülfürizasyon birimi, sadece 2001 senesinde devreye girebilecektir. Diğer bir söylemle santral 16 senedir senede ortalama 270,000 ton SO2 yaymaktadır.

Bu ambiyans kirliliği güneydeki Bencik Dağı - Sepetçi Dağı yamaçlarında 40,000 ha platformda ormanların tahribat görmesine ve 4,186 ha platform ormanın kuru hale gelmesine niçin meydana gelmiştir (Yöredeki orman ağaçları, bilhassa kızılçam ağaçları 40 - altmış µg /m3 derişimde SO2 ihtiva eden havada ölmektedirler.) Kerme Körfezi’nin kuzeyinde yeralan Yatağan’da monte edilmiş olan termik santralın baca gazları, yöreye hakim şimal rüzgarları aşağısında Bencik Dağı ile Sepetçi Dağı üstünde yer alan kızılçam ormanlarının ve etraftaki ziraat alanlarının şiddetle tesir altına girmesine niçin meydana gelmiştir. Bencik Dağı - Sepetçi Dağı arazisinde hemen hemen kurumamış olan kızılçam ormalarında ise mühim bir artım düşüklüğü tespit edilmiştir. Bu ormanlardaki kızılçamların yapraklarında kükürt payı 1,altmışıncı - 3,800 ppm içinde olup, senelik halkaları oldukça daralmıştır. Bu halde etkilenmiş olan kızılçam ağaçlarının kerestelik odun kalitesinde de mühim ve negatif değişimler olmaktadır.

Asit yağmurlarından etkilenen toprakların reaksiyonunun bölge bölge 4.3 PH’ya (0.1 N KCl’ de) düşmüş olduğu bildirilmiştir. Bu da ağaçların beslenmesini tesir eden ve kurumalarını kolay hale getiren bir etmendir. Ayrıca etraftaki köylerde; zeytin, antep fıstığı, incir, badem ağaçları, üzüm bağı, sebzecilik ve sık görülen ziraat mahsulü olan tütüncülük şiddetle ziyan olmuştur. Ağaçların bir bölümü kurumuş, kurumayanların randımanı %altmış - 80 miktarında azalmıştır. Tütün ise SO2 gazından etkilendiğinden satın alınmamaktadır.


EmoticonEmoticon